top of page

Psikiyatrist Tanıyı Bazen Neden Söylemez?


Görüşmeden çıkarsınız, tedavi konuşulmuştur, bir yön belirlenmiştir — ama ortada bir isim yoktur. İnsan bunu bir eksiklik ya da bir saklama gibi okur. Böyle hissetmeniz anlaşılır; çünkü tıbbın geri kalanında hastalığın adını duymak alışılmış bir şeydir.

Net cevabı baştan vereyim: tanı koymak ile tanıyı paylaşmak farklı kararlardır.

Bir psikiyatristin aklında muayene biterken net bir tanı olsa bile, bunu o görüşmede söylememeyi seçebilir. Klinik deneyimim gösteriyor ki bu genellikle bir ihmal değil, kasıtlı bir karardır. Aşağıda bu kararın arkasındaki nedenleri açıklıyorum.


Ortada gerçekten bir tanı olmayabilir mi?

Olmayabilir. Her belirti bir bozukluğun işareti değildir.

Psikiyatrik tanılar, belirli kriterlerin karşılandığı durumlarda konulabilir. Bazen belirti vardır ama kriterleri karşılamaz. Böyle bir durumda söylenecek bir tanı yoktur; olmayan bir ismi söylemek ise size yardım etmez, sadece taşımanız gereken bir yük ekler.


Tanı henüz netleşmemiş olabilir mi?

Sıklıkla öyledir. Psikiyatride tablo zamanla şekillenir.

Ama bu belirsizliği ham haliyle paylaşmak her zaman işe yaramaz. Erken söylenmiş ve sonradan değişen bir tanı, kişide hem tedaviye hem hekime güvensizlik bırakır. Bazen beklemek, erken bir yanılgıdan daha iyidir.


Tanıyı bilmek ile tanıyı kullanabilmek aynı şey mi?

Değildir. Bazı durumlarda tanıdan çok, belirtilerin düzenlenmesi ve işlevin toparlanması gerekir.

Uykusu bozulmuş, işine gidemez hale gelmiş bir kişi için önce ele alınması gereken şey isimlendirme değildir. Tanı o aşamada öncelikli olmayabilir; sonra konuşulur ve bir şey kaybedilmez.

Bazı tanılar neden yanlış yorumlanır?


Çünkü bazı tanılar kişi tarafından "ben buyum" şeklinde içselleştirilir ve kişi zamanla o kimliğe bürünür.

Tanı bir çerçeve olmalıdır; bir kafes değil. Çerçeve size neyin içeride, neyin dışarıda olduğunu gösterir ve hareket etmenizi kolaylaştırır. Kafes ise hareket alanını daraltır. Aynı kelimenin hangi işlevi göreceği, çoğu zaman ne zaman söylendiğine bağlıdır.


Tedavi ilişkisi tanıyı konuşmaya hazır olmayabilir mi?

Olmayabilir. Tanı sadece klinik değil, aynı zamanda psikolojik bir bilgidir.

Aynı cümle, güvenin kurulduğu bir ilişkide açıklayıcı olurken, henüz kurulmamış bir ilişkide sarsıcı olabilir. Bu yüzden bazen doğru an, doğru tanıdan daha önemlidir.


Tanıdan daha önemli bir şey olabilir mi?

Olabilir. Bazen muayenede fark edilen şey tanının kendisi değil, altta yatan ruhsal yapıdır.

Bazı tablolar tek bir tanıyla açıklanamaz. Böyle durumlarda odak, tanıdan çok belirtilerin hep aynı yerden çıkmasına yol açan örüntüyü anlamaya kayar. Bu, tanıdan kaçmak değildir; tanının açıklamakta yetersiz kaldığı yeri görmektir.


Bu saklamak mıdır?

Değildir, ve aradaki fark önemlidir.

Psikiyatri sadece tanı koymaz; onu ne zaman, nasıl ve kime söyleyeceğine de karar verir. Psikiyatrist tanıyı gizlemez, tedavi sürecini korur. Biri bilgiyi sizden esirgemektir, diğeri zamanlamadır.

Tanınızı öğrenmek isteme hakkınız her zaman durur. Sorduğunuzda size bir şey söylenmiyorsa, bunun nedenini sorabilirsiniz — ve iyi bir hekim o nedeni açıklayabilir.


Kendinize sorabileceğiniz soru

Tanınızı bilmediğiniz için huzursuzsanız, kendinize şu ayrımı sorun:

"Ben bu ismi tedavimi anlamak için mi istiyorum, yoksa kendimi tanımlamak için mi?"

Bu iki cevap farklı yerlere çıkar. Tedaviyi anlamak istiyorsanız, ihtiyacınız olan şey aslında tanı değil gerekçedir: neden bu ilaç, neden bu süre, neden şimdi bekleniyor. Bu sorular tanı olmadan da cevaplanabilir.

Kendinizi tanımlamak istiyorsanız, konuşulması gereken şey de zaten budur — ve o konuşma, bir isimden çok daha fazlasını verir. Bu ayrımı yapmış olmanız, görüşmede doğru soruyu sormanızı sağlar. Çoğu zaman aradığınız netlik, tanının kendisinde değil, o tanının size ne kazandıracağındadır.


Uzm. Dr. Alper Baş — Psikiyatri ve Psikoterapi

Yorumlar


bottom of page