top of page

Psikiyatrist İlaç Yazarken Neyi Hesaplar?

Güncelleme tarihi: 30 Eyl


Elinizde bir reçeteyle çıkarsınız ve o kararın nasıl verildiğine dair pek bir fikriniz olmaz. Bir isim duymuşsunuzdur, bir doz duymuşsunuzdur, ama arkasındaki hesabı görmezsiniz. Merak etmeniz anlaşılır; çünkü sonucunu taşıyacak olan sizsiniz.

Net cevabı baştan vereyim: reçete, uzun bir klinik muhakemenin sonunda ortaya çıkan bir üründür. Psikiyatride asıl iş reçeteye ne yazıldığı değil, reçeteden önce yapılan değerlendirmedir.

Klinik deneyimim gösteriyor ki bu değerlendirmenin görünmez olması, hastada haklı bir tereddüt yaratıyor. O yüzden aşağıda, ilaç kararı verilirken zihinden geçen hesabı adım adım açıyorum.


Tanı tedaviyi tek başına belirler mi?

Belirlemez. Tanı bir başlangıç noktasıdır.

Aynı tanı, farklı kişilerde farklı klinik kararlar doğurur. Çünkü hekimlik sadece bir bilim değil, aynı zamanda bir sanattır. Kılavuz size hangi tanıda hangi ilaç ailesinin kullanılabileceğini söyler; karşınızdaki kişide hangisinin uygun olduğunu söylemez.


Psikiyatrist ilaç seçerken önce neye bakar?

Şu ayrımı yapar: ortada geçici olarak artmış bir belirti mi var, yoksa kişinin ruhsal düzenleme kapasitesi mi zorlanıyor?

Bu ikisi aynı ilacı, aynı dozu ve aynı yaklaşımı gerektirmez. Geçici olarak artmış bir belirti, çoğu zaman daha sınırlı ve daha kısa süreli bir müdahaleyle ele alınabilir. Kapasitenin zorlandığı durumlarda ise hedef belirtiyi bastırmak değil, kişinin taşıma gücünü desteklemektir.


Doz neye göre ayarlanır?

Doz ayarlaması, kılavuzlara bakılarak verilen sayısal bir karar değildir.

İlacın dozu, belirtilerin şiddetinden çok kişinin ruhsal olarak ne kadar toparlandığına bakılarak belirlenir. Yani ölçüt şikâyetin ağırlığı değil, o kişinin kendine gelme hızıdır. Bu yüzden aynı şiddette şikâyeti olan iki kişi farklı dozlarda takip edilebilir.


Daha yüksek doz daha iyi hissettirir mi?

Hayır, bazı hastalarda tam tersi olur. Doz arttıkça kişi daha iyi hissetmez; daha az hisseder.

Duygusal canlılık azalır, kendilik hissi silikleşir. Psikiyatrik açıdan bu istenen bir iyileşme değildir. Çünkü hedef, belirtiyi susturmak değil, kişinin kendisi olarak kalabildiği bir denge kurmaktır. Bu yüzden psikiyatri "daha hızlı rahatlama"yı her zaman hedeflemez.


İyi ayarlanmış bir ilaç nasıl anlaşılır?

İyi ayarlanmış bir ilaç hastayı uyuşturmaz, kişiliğini silikleştirmez ve donukluk yaratmaz.

Yaptığı şey şudur: kişinin ruhsal kapasitesine destek olur ve ona hareket alanı sağlar. Yani ilacın başarısı, ne kadar sakinleştirdiğiyle değil, kişinin hayatında neyi mümkün kıldığıyla ölçülür.


Bazen tedavi neden aynı dozda kalarak ilerler?

Bazı durumlarda tedavi, dozu artırmakla değil, aynı dozda kalabilme sabrıyla ilerler.

Bu, dışarıdan bakıldığında hiçbir şey yapılmıyormuş gibi görünür. Oysa beklemek de bir karardır ve çoğu zaman en zor olanıdır. Bu yaklaşım kılavuz bilgisinin yanında klinik gözlem ve deneyim gerektirir; çünkü ne zaman müdahale etmeyeceğini bilmek, ne zaman edeceğini bilmekten daha incedir.


Peki iyi tedavi neyle ölçülür?

Psikiyatride iyi tedavi, sadece belirtinin kaybolmasıyla değil; iyilik halinin sürdürülebilmesiyle belirlenir.

Bu yüzden reçete yalnızca belirtiyi değil, kişinin iyilik halini taşıma kapasitesini hedefler. Belirtisi geçmiş ama hayatı yerinde saymış bir kişi, tedavi açısından hedefe ulaşmış sayılmaz.


Kendinize sorabileceğiniz soru

İlaç kullanıyorsanız, kendinize şu ayrımı sorun:

"Ben bu ilaçla daha iyi mi hissediyorum, yoksa daha az mı hissediyorum?"

Bu iki cevap birbirine benzer ama farklı yerlere çıkar. Daha iyi hissetmek, duygularınızın yerinde olması ama yükün hafiflemesi demektir. Daha az hissetmek ise duygusal canlılığın azalmasıdır ve bu, hedeflenen sonuç değildir.


Bu ayrımı fark etmiş olmanız, kontrol görüşmesinde hekiminize verebileceğiniz en değerli bilgiyi verir. Çünkü doz ayarının doğru yapılabilmesi, büyük ölçüde sizin bu farkı tarif edebilmenize bağlıdır.



Uzm. Dr. Alper Baş — Psikiyatri ve Psikoterapi

Yorumlar


bottom of page