top of page

Kaygı İlacı Kullanıyorum ama Kaygım Geçmiyor: Ne Anlama Gelir?


İlaca başlamışsınızdır, bir miktar rahatlama da olmuştur, ama kaygı hâlâ oradadır. İnsan bu noktada iki şeyden birini düşünür: ya ilaç yetersizdir, ya kendisinde düzelmeyen bir şey vardır. İkisi de anlaşılır düşünceler; çünkü bir tedaviye başlarken beklenen şey, şikâyetin bitmesidir.

Net cevabı baştan vereyim: ilaç etkisini gösterdiği halde kaygı sürüyorsa, mesele çoğu zaman ilacın yetersizliği değil, kaygının nereden geldiğidir.

Klinik deneyimim gösteriyor ki her kaygı bir hastalık değildir. Bazı kaygılar birer mesajdır. Bu yüzden bazen ilacın etkisi sınırlı kalır — çünkü sorun beynin işleyişinde değil, altta yatan psikolojik yapıdadır. Aşağıda, ilacın tek başına çözemediği kaygı türlerini anlatıyorum.


Kaygı bazı kişilerde neden yalnızken değil, sevildiğinde artar?

Bu, dışarıdan en anlamsız görünen tablodur ama kliniğin en sık karşılaştığı tablolardan biridir.

Burada sorun sinir sisteminden çok, kişinin ilişki kurma tarzındadır. Yakınlık arttıkça kaygı da artar. İlaç bu kaygıyı yatıştırır, ama güvensiz bağlanma örüntüsünü çözmez. Çünkü örüntü kimyasal bir durum değil, öğrenilmiş bir ilişki biçimidir.


Kaygı kişiliğin bir parçasıysa ne olur?

Bazı kaygılar adeta kişiliğin kendisidir.

Obsesif ya da kaçıngan yapıdaki kişilerde kaygı, kontrol ve kaçınma reflekslerinin bir uzantısı olarak ortaya çıkar. İlaç gerginliği yumuşatır ama bu refleksleri değiştirmez. Kişi daha az gergin hisseder, yine de aynı şeyleri kontrol eder ve aynı şeylerden kaçınır.


Yaşam geçişlerinde çıkan kaygı tedavi edilmeli mi?

Bazı kaygılar tedavi edilmek için değil, dinlenilmek için vardır.

Yaşam dönemi geçişlerinde ve değer çatışmalarında ortaya çıkan kaygı, bir bozukluğun belirtisi değildir. Bir soruyla ilgilidir ve o soruyla yüzleşmeyi bekler. İlaçla bastırıldığında geçmez; cevaplanana kadar bir biçimde geri döner.


Travma kökenli kaygıda ilaç neden yetmez?

Travma kökenli kaygıda ilaç belirtiyi bastırır ama iyileştirmez.

Çünkü travmatik etki beyinde depolanmıştır ve ancak işlenerek çözülür. İlaç bu süreci başlatmaz; kaygının sesini kısar. Sesi kısılmış bir kaygı, kişiye nefes aldırır — ama nefes almak ile çözülmek aynı şey değildir.


Bu, ilacın işe yaramadığı anlamına mı gelir?

Gelmez, ve bu ayrım önemlidir.

Anksiyete ilaçları kaygının yükünü hafifletmek için güçlü araçlardır. Kaygının şiddeti düştüğünde kişi hem günlük hayatına dönebilir hem de üzerine konuşabilecek hale gelir. Yani ilaç çoğu zaman asıl çalışmanın önünü açan şeydir.

Sorun, ilacın yapabileceğinin sınırına gelindiğinde bunu fark etmemektir. O noktada dozu artırmak, cevabı olmayan bir soruyu daha yüksek sesle sormaya benzer.


Kendinize sorabileceğiniz soru

İlaç kullanıyor ve kaygınızın sürdüğünü düşünüyorsanız, kendinize şu ayrımı sorun:

"İlaçtan sonra bedenim mi sakinleşti, kaygım mı geçti?"

Bu iki cevap farklı yerlere çıkar. Bedeniniz sakinleştiyse — çarpıntı azaldı, gerginlik düştü, uyku toparlandı — ama kaygının konusu yerinde duruyorsa, ilaç işini yapmış demektir. Bu durumda eksik olan şey daha yüksek doz değil, kaygının neyle ilgili olduğunu konuşabileceğiniz bir süreçtir.

Bu ayrımı yapmış olmanız, kontrol görüşmesinde konuşulacak konuyu doğrudan değiştirir. Çünkü "ilacım yetmiyor" cümlesi ile "sinir sistemim yatıştı ama konu yerinde duruyor" cümlesi, aynı hekime tamamen farklı iki yol gösterir.

Uzm. Dr. Alper Baş — Psikiyatri ve Psikoterapi

Yorumlar


bottom of page